Category Archives: Hasta Bilgilendirme

Grip için yorumlar kapalı

Grip, Influenza adı verilen bir virus tarafından oluşturulan, ani olarak 39°C üzerinde ateş, şiddetli kas ve eklem ağrıları, halsizlik, bitkinlik, titreme, baş ağrısı ve kuru öksürük gibi belirtiler ile başlayan bir enfeksiyon hastalığıdır. Daha sonra hastalık tablosuna boğaz ağrısı, burun akıntısı, hapşırma, gözlerin akması ve kanlanması gibi belirtiler eklenir ve bazı vakalarda da karın ağrısı, bulantı, kusma görülebilir. Ateşin 39°C nin üzerinde olması, şiddetlikas ağrıları ve halsizlik nedeniyle hastalığı ayakta geçirmek olanaksızlaşmakta ve hastaları mutlaka 3-7 gün yatağa mahkum etmektedir. Yaklaşık bir hafta içinde belirtiler kaybolmakta ancak halsizlik belirtilerin kaybolmasından sonra da devam etmekte, hatta 2 hafta kadar sürebilmektedir.

Özellikle çocuklarda, yaşlılarda ve kalp hastalığı, akciğer hastalığı, böbrek hastalığı, şeker hastalığı gibi kronik hastalığı olan kişilerde çok daha ağır seyretmekte ve ölüme kadar varabilen ciddi sonuçlara yol açmaktadır. Bu kadar ciddi tablolara yol açabilen grip halk arasında çok sık olarak soğuk algınlığı ile karıştırılmaktadır. Soğuk algınlığı ateş yükselmeden, hafif kırgınlık, burun akıntısı, hapşırma gibi belirtiler ile kendini gösteren, halsizliğe yol açmadığı için yatak istirahati gerektirmeyen bir hastalıktır ve grip ile kesinlikle karıştırılmamalıdır Ayrıca grip, özellikle çocuklar ve yaşlılarda ikincil enfeksiyonlara zemin hazırlamakta ve orta kulak iltihabı, zatürre, beyin zarı ve beyin dokusu enfeksiyonları gibi komplikasyonlara neden olmaktadır.

Grip Nasıl Bulaşır ?

Grip hastalığının etkeni, sürekli değişerek insanların bağışıklık sistemini alt etmeyi başaran influenza virusudur. İnfluenza virusunun A, B, ve C olmak üzere üç tipi mevcuttur. A tipi virus hem insanlarda hem de kuş, kümes hayvanları ve domuz gibi hayvanlarda hastalık yaparken, B tipi sadece insanlarda hastalık yapar. C tipi ise çok hafif derecede hastalık yaptığı için salgınlara yol açmaz. Gribe yol açan Influenza virüsü çok kolay ve hızlı bulaşır. Başlıca bulaşma yolları, öksürük ve hapşırıklar ile etrafa saçılan damlacıkların hava yolu ile bulaşması, hasta kişiler ile direkt temas edilmesi ve hasta kişilerin ağız-burun akıntıları ile temas etmiş eşyalar ile bulaşmadır. Hasta kişilerden etrafa saçılan virüs parçacıklarının havada asılı kalabilme yeteneğinde olması bulaşıcılığı daha da arttırmaktadır. Hasta bir kişinin bir ortama girip çıkması bile o ortamda bulunan kişileri hastalığın bulaşması açısından risk altına sokmaktadır. Bu nedenle grip evde, iş yerinde, okullarda, kreşlerde, toplu taşım araçlarında çok kolaylıkla bulaşır. Mikrobu kapmış ancak henüz belirtileri başlamamış kişilerde yani hastalığın kuluçka süresince de bulaştırma mümkündür. Bulaşma yolları oldukça basit ve bulaşması bu kadar kolay olan bir hastalığın bulaşma yollarına karşı önlem almanın çok zor olduğu hatta olanaksız olduğu açıktır.

Grip ile soğuk algınlığı aynı hastalık değildir. Grip daha ciddi ve tehlikeli bir hastalıktır.

BELİRTİLER SOĞUK

SOĞUK ALGINLIĞI

GRİP
Ateş nadir 38-39°
Baş ağrısı nadir sürekli
Genel ağrı ve sızı az genellikle
Yorgunluk hafif 2-3 hafta
Tıkalı burun genellikle bazen
Hapşırma genellikle bazen
Boğaz Ağrısı genellikle bazen
Öksürük nadir genellikle
Komplikasyonları sinüzit ve kulak ağrısı bronşit, zatürre
Engellemek hiç bir şey yapılamaz
Tedavi Belirtiler geçici olarak ortadan kaldırılır. Aşılama ve antiviral ilaçlar

Belirtiler görülmeye başlandıktan sonraki ilk 48

saatte antiviral tedavi başlanması ve belirtileri

gidermeye yönelik tedavi

Kimler Grip Riski Altında ?

Dünya Sağlık Örgütü tarafından, çeşitli gruplar gribin olumsuz etkileri açısından risk grubu olarak tanımlanmaktadır.

Gribin sağlıklı erişkinlerde ölüme neden olma ihtimali oldukça zayıftır (100.000 vakada 2ölüm görülür). Grip hastalığına bağlı ölüm riski sağlıklı erişkinlere göre, kardiovasküler hastalığı olanlarda 52 kat, pulmoner hastalığı olanlarda120 kat, kardiovasküler hastalığı+diabeti olanlarda241 kat artmaktadır.

Bütün sağlık otoriteleri, aşağıdaki gruba giren kişilerin her yıl aşılanmasını “mutlak”önermektedir.

Gribin yaşamsal risk oluşturduğu ve tıbbi açıdan mutlaka aşılanması önerilenler:

• 65 yaşından büyük kişiler

• Şeker hastaları (diyabet)

• Astım hastaları

• Kronik akciğer hastaları (Bronşit vb.)

• Kronik kalp ve damar sistemi hastaları (koroner arter hastaları)

• Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler (kronik kan hastalığı – hemoglobinopatiolanlar,

kanser hastalı, immunsupresif kullananlar)

• Huzurevi, bakımevi vb ortamlarda yaşayanla

Tedavi

Soğuk algınlığında belirtiler giderilerek hasta rahatlatılır. Bazı ilaçlar birden fazla etkenmadde içermektedirler. Bu maddelerin ne olduklarını bilip sadece ihtiyaç duyulan etkenmaddeleri içeren ilaçları kullanmak gerekir.Ateşi düşürmek ve ağrıyı azaltmak antipiretik ve analjezikler yani ağrı kesici ve ateşdüşürücüler kullanılmaktadır.Hapşırık ve kaşıntı semptomlarını azaltmak için antihistaminikler kullanılmaktadır.Antihistaminikler birinci ve ikinci kuşak antihistaminikler olmak üzere iki grupdaincelenmektedir. Birinci kuşak antihistaminikler uyku (sedasyon) yapma özelliğinde olduğu

için çalışanların özellikle de trafikde bulunan kişilerin,dikkat gerektiren işlerde çalışankişilerin kullanmadan önce dikkat etmeleri gerekmektedir. İkinci kuşak antihistaminikleruyku hali yapmadıkları için daha güvenle tercih edilebilir. Grip ve soğukalgınlığı tedavisiiçin, içinde uyku hali yapmayacak antihistaminik bulunan ürünler kullanılması hem iş gücükaybını önleyecek hem de kısa sürede tedaviyi sağlayacaktır.Burun tıkanıklıklarının giderilmesi ve üst solunum yollarındaki konjesyonu (tıkanıklığı)

azaltmak için dekonjestanlar kullanılmalıdır.

Gripten Korunma

Grip aşısı ile, vücudumuza grip virüsünün insan savunması tarafından tanınan özellikle dış yüzeyindeki ve çekirdek yapısındaki antijen olarak adlandırılan bazı protein yapıdaki parçacıklarını vermekteyiz. Böylece, bu cansız parçacıklar savunma mekanizmalarımızıharekete geçirmekte ve virüse karşı savunma elemenları oluşarak aynı zamanda savunma hafızasına alınmaktadır. Sonrasında gerçek virüs ile karşılaşıldığında, çok hızlı bir şekilde virüs daha hücrelerimize ulaşamadan yok edilebilmektedir

HEDEF GRUPLAR EYLÜL – EKİM KASIM
Grip Hastalığının Yaşamsal
Risk Oluşturduğu Kişiler
EN UYGUN ZAMAN ————-
Sağlık Personeli EN UYGUN ZAMAN ————–
Huzurevi ve kronik hasta
veya yaşlı bakımı ile ilgili
işlerde çalışanlar
EN UYGUN ZAMAN ————-
Riskli Kişiler ile aynı
ortamda yaşayanlar
EN UYGUN ZAMAN ————
50-64 yaş arası kişiler ve
diğer sağlıklı insanlar
EN UYGUN ZAMAN EN UYGUN ZAMAN

Kimler Aşı Olamaz ?
Grip Aşısı, son derece güvenli ve yan etkileri çok az olan bir aşıdır. Diğer aşılarla eşzamanlı olarak kullanılabilir.Grip aşısı, kesinlikle gribe neden olmaz, zira canlı ya da zayıflatılmış(attenue) virüs içermez. Aksine, aşının içeriğinde sadece virüsün parçacıkları bulunur.Bazı kişilerin grip aşısı olmamaları gerekir. Bunlar:
6 aydan küçük bebekler
Yumurtaya karşı anaflaktik tarzda allerjisi olanlar (yumurta yediğinde allerjik şokagirenler).
Hamileliğin ilk 3 ayı içinde olan bayanlar (ancak doktor tarafından kesin gerekli olduğu tespit edilirse grip aşısı olabilirler)
Aşı bu grupların dışında güvenle uygulanabilir.
38 derece üstünde ateşi olan hasta kişilerde, aşı uygulamasının ateş düştükten sonra yapılması önerilir

Read more

Çocuklarda Ateş için yorumlar kapalı

Çocuklarda görülen ateş anne ve babaları en çok kaygılandıran durumlardan biridir. Ateş daha çok bakteri ve virüslerle oluşan enfeksiyon hastalıklarının (bademcik, kulak iltihabı, bronşit, zatüre, sinüzit, dizanteri vs) seyri sırasında görülür.Ancak diğer bir çok hastalığın belirtisi de olabilir. Koltuk altından ölçülen vücut ısısının 37,40 C’nin üstünde olması, bize ateşin varlığını gösterir.

Ateşin yükselmesi sırasında titreme, el ve ayak damarlarındaki geçici daralmaya bağlı olarak el ve ayaklarda soğuma, metabolizma hızının artmasına bağlı olarak kalp atışında hızlanma, sıvı ve kalori ihtiyacında artma, huzursuzluk, sayıklama, hayal görme gibi belirtiler görülür. Bazen de yüksek ateş havaleye neden olabilir. Yapılan araştırmalar, her 100 ateşli çocuğun beşinin havale geçirdiğini göstermektedir. Bu nedenle ateşle mücadele etmeyi her ebeveynin bilmesi gerekir.

Ateşle mücadelede yapılacak işlemlerin başında çocuğun günlük elbiselerinin çıkarılarak, ince bir giysiyle bırakılması gelir. Çocuğa bol miktarda sıvı verilmelidir. Daha sonra oda ısısı ayarlanmalıdır. Ateşli çocuğun bulunduğu ortam ısısı 20-22 derece olmalıdır. Ilık su ile duş veya ılık suyla ıslatılmış pamukla vücudu silmek diğer yararlı bir yöntemdir. Ilık duş için su sıcaklığının 29,5-32 C derece olması yeterlidir. Duş işlemi kesinlikle soğuk su ile yapılmamalıdır. Çünkü soğuk duş, vücudun dış kısımlarındaki kanın beyne akım etmesine ve beyindeki ateşin daha da yükselmesine neden olabilir. Yine ateşi düşürmek için cilde alkol sürülmemelidir. Alkol deriden emilerek istenmeyen etkilere neden olabilir.

İlaçlar ateşi düşürmek için sıkça başvurulan yöntemlerden biridir. Burada antibiyotiklerin ateş düşürücü bir özelliğinin olmadığını vurgulamak isterim. Ateş düşürmede en yaygın kullanılan ilaç parasetamoldür. Yan etkileri oldukça az ve güvenilir bir ilaçtır. Dozu ise 4-6 saatte bir kilogram başına 10-15 mg.dır. Ancak günlük doz kilogram başına 60 mg’ı geçmemelidir. Bu şurupların genelde bir ölçeği 120 miligram etken madde içerir. Ancak 150, 250 miligram içeren formlarıda vardır. Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta, gripal durumlarda kullanılan A-ferin, Corsal, Peditus gibi ilaçların içinde de parasetamol olduğudur. Bu tür ilaçlarla birlikte sadece parasetamol içeren şuruplar verirken mutlaka doz ayarlaması yapılmalıdır. Aksi takdirde çocuğa yüksek dozda ilaç vermiş oluruz.

İbuprofen içeren ve Dolven, İbufen, Pedifen olarak bildiğimiz ilaçlar kısa süreli kullanımlarda yan etkisi düşük olan ateş düşürücülerdir.Her 6-8 saatte, kilogram başına 5-10 miligram dozunda kullanılırlar. 1 ölçeğinde 100 mg etken madde vardır. Günde en çok 4 kez , belirtilen dozlarda verilebilir

Salisilat yani aspirin bir başka ateş düşürücüdür. Ancak karın ağrısı, mide-barsak kanamaları, allerjik reaksiyonlar, böbrek ve karaciğere zararlı etkileri, zehirlenmeler ve bazı viral hastalıklarda istenmeyen durumlara yol açtığı için fazla tercih edilmemelidir. Metamizol yani novalgin güçlü bir ateş düşürücüdür. Ancak o da yan etkilerinden dolayı fazla tercih edilmemelidir. Antipiretiğe rağmen ateşin düşmemesi verilen ilaç dozunun yetersiz olmasından kaynaklanabileceği unutulmamalıdır.

Read more

Büyüme Ağrısı için yorumlar kapalı

Büyüme ağrısı 3-12 yaş arası çocukların % 10-20’sini etkileyen, kız ve erkek çocuklarda eşit oranda görülen ve çoğu zaman ebeveynleri telaşlandıran ağrılı bir tablodur. Özellikle akşam ve geceleri ortaya çıkan bu ağrılar, bazen çocuğu uykudan uyandıracak kadar şiddetli olabilir. Sabahları ağrı asla olmaz. Genellikle her iki diz arkası, uyluk, baldır ve kol kaslarına lokalize olup, yoğun fiziksel aktivite sonrası daha çok görülür. Ağrının süresi genelde 10-30 dakika olup, dakikalar saatler arasında da değişebilir. Ağrının diğer bir özelliği de aralıklı olmasıdır. Yani günler veya aylar boyunca süren ağrısız dönem sonrası tekrar ağrılı dönemler görülür. Bazı çocuklarda ise her gün ağrı vardır.

Büyüme ağrılarının nedeni tam bilinmemekle beraber kas ve kirişlerinin kemik büyümesine uyum sağlayamamasından ve buna bağlı olarak gerilmesinden kaynaklanabileceği belirtilmektedir. Bir başka görüş aşırı fiziksel hareketle ilgili olduğu şeklindedir. Büyüme ağrısı çeken çocuklarda ateş, terleme, halsizlik gibi sistemik belirtiler ve eklemlerde şişme, kızarma, hassasiyet ve hareket kısıtlılığı gibi lokal belirtiler görülmez. Muayene bulguları, laboratuar ve röntgen değerleri tamamen normaldir.

Büyüme ağrıları herhangi bir organik hastalık ile ilişkili olmayıp, iyi huylu bir ağrıdır. Telaşlanmaya gerek yoktur. Genellikle geç çocukluk döneminde tüm çocuklarda tamamen düzelir. Ağrı atakları sırasında bölgeye masaj yapılması, germe egzersizleri ve gerekirse hafif etkili ağrı kesiciler kullanılabilir. Özellikle akşamları yatmadan önce ağrı kesici verilmesi gece çıkabilecek ağrıları engeller.

Hepinize mutlu ve sağlıklı günler dileğiyle

Read more

Burun Tıkanıklığı için yorumlar kapalı

Hemen hemen burun tıkanıklığı yaşamayan insan yoktur. Çoğumuz bazen yılda bir, bazen iki defa soğuk algınlığına yakalanırız. Soğuk algınlığı sırasında hastalığa cevap olarak, burnun iç kısmında bulunan kılcal damarlarda genişleme olur. Bu da, burun iç kısmındaki zarların kızarması ve şişmesine neden olarak, burun akıntısı ve tıkanıklık yapar. Bu tür enfeksiyonlar, insanlardaki en sık burun tıkanıklığı nedenidir.

Bazı insanlar allerjik bünyeye sahiptir. Bu tür kişiler, kendilerinde allerji oluşturan polen, ev tozu, hayvan tüyü ve küf gibi maddelerle karşılaştığında, soğuk algınlığındaki mekanizmanın aynısı ile burun akıntısı ve tıkanıklık meydana gelir. Bu hastalık halk arasında “saman nezlesi” olarak bilinir. Saman nezlesi de, sık karşılaşılan bir burun tıkanıklığı sebebidir.

Bazen allerji ve enfeksiyon olmadan da, acı ve baharatlı yemek yeme, sıcak veya soğuk yemek yeme, soğuğa maruz kalma, stres, bazı ilaçlar, gebelik gibi durumlarla burun akıntısı ve burun tıkanıklığı meydana gelebilir. Bu durum, burun iç kısmını döşeyen kılcal damarların fonksiyonel olarak genişlemesi ile ilgilidir. Bu hastalığın tipik örneği, soğuk havaya maruz kalındığında burun akıntısı ile seyreden “kayakçı burnu”dur. Ancak bu tür hastalıklara bağlı akıntı ve tıkanıklıklara daha az rastlanır.

Burun tıkanıklığına neden olan yapısal nedenlerde vardır. Bunlar arasında en sık rastlanılanı burun kemiği eğrilikleridir. “Septum deviasyonu” olarak bilinen bu durum genellikle geçirilen kazalar sonucu oluşmaktadır. Geniz eti ise, özellikle çocuklarda sık karşılaşılan burun tıkanıklığı sebebidir. Geniz eti olan çocuklar geceleri sesli nefes alırlar, hatta horlarlar. Genelde ağızdan nefes alırlar. Bu çocukların yüzünde mutsuzluk ifadesi vardır. Yine küçük çocuklar düğme, boncuk, nohut, çengelli iğne ve küçük oyuncak parçaları gibi yabancı cisimleri burun deliğine sokarak tıkanıklık oluşturabilirler. Bu durumda tek yönlü tıkanıklık ve pis kokulu burun akıntısı olabilir. Ayrıca burun içerisinde gelişen polip ve tümörlerinde burunda tıkanıklık oluturabileceği unutulmamalıdır. Burun tıkanıklığı ister allerjik, ister soğuk algınlığı, isterse kemik eğriliğine bağlı olsun, mutlaka açılması gerekir. Tıkanıklık uzun sürer ve tedavi edilmezse sinüzit oluşması kaçınılmazdır.

Hepinize mutlu ve sağlıklı günler dilerim.

Hemen hemen burun tıkanıklığı yaşamayan insan yoktur. Çoğumuz bazen yılda bir, bazen iki defa soğuk algınlığına yakalanırız. Soğuk algınlığı sırasında hastalığa cevap olarak, burnun iç kısmında bulunan kılcal damarlarda genişleme olur. Bu da, burun iç kısmındaki zarların kızarması ve şişmesine neden olarak, burun akıntısı ve tıkanıklık yapar. Bu tür enfeksiyonlar, insanlardaki en sık burun tıkanıklığı nedenidir.

Bazı insanlar allerjik bünyeye sahiptir. Bu tür kişiler, kendilerinde allerji oluşturan polen, ev tozu, hayvan tüyü ve küf gibi maddelerle karşılaştığında, soğuk algınlığındaki mekanizmanın aynısı ile burun akıntısı ve tıkanıklık meydana gelir. Bu hastalık halk arasında “saman nezlesi” olarak bilinir. Saman nezlesi de, sık karşılaşılan bir burun tıkanıklığı sebebidir.

Bazen allerji ve enfeksiyon olmadan da, acı ve baharatlı yemek yeme, sıcak veya soğuk yemek yeme, soğuğa maruz kalma, stres, bazı ilaçlar, gebelik gibi durumlarla burun akıntısı ve burun tıkanıklığı meydana gelebilir. Bu durum, burun iç kısmını döşeyen kılcal damarların fonksiyonel olarak genişlemesi ile ilgilidir. Bu hastalığın tipik örneği, soğuk havaya maruz kalındığında burun akıntısı ile seyreden “kayakçı burnu”dur. Ancak bu tür hastalıklara bağlı akıntı ve tıkanıklıklara daha az rastlanır.

Burun tıkanıklığına neden olan yapısal nedenlerde vardır. Bunlar arasında en sık rastlanılanı burun kemiği eğrilikleridir. “Septum deviasyonu” olarak bilinen bu durum genellikle geçirilen kazalar sonucu oluşmaktadır. Geniz eti ise, özellikle çocuklarda sık karşılaşılan burun tıkanıklığı sebebidir. Geniz eti olan çocuklar geceleri sesli nefes alırlar, hatta horlarlar. Genelde ağızdan nefes alırlar. Bu çocukların yüzünde mutsuzluk ifadesi vardır. Yine küçük çocuklar düğme, boncuk, nohut, çengelli iğne ve küçük oyuncak parçaları gibi yabancı cisimleri burun deliğine sokarak tıkanıklık oluşturabilirler. Bu durumda tek yönlü tıkanıklık ve pis kokulu burun akıntısı olabilir. Ayrıca burun içerisinde gelişen polip ve tümörlerinde burunda tıkanıklık oluturabileceği unutulmamalıdır. Burun tıkanıklığı ister allerjik, ister soğuk algınlığı, isterse kemik eğriliğine bağlı olsun, mutlaka açılması gerekir. Tıkanıklık uzun sürer ve tedavi edilmezse sinüzit oluşması kaçınılmazdır.

Hepinize mutlu ve sağlıklı günler dilerim.

Read more

Buruksizm (Diş Gıcırdatması) için yorumlar kapalı

Her yaş grubunda görülebilen bu durum, seyrek olduğu zaman önem arz etmez. Ancak sık ve şiddetli olduğunda önemli rahatsızlıklara yol açabilmektedir. Öncelikle belirtmek isterim ki, diş gıcırdatması bir çok sebebe bağlı gelişebilir. Fakat çoğunlukla duygusal streslere bağlıdır. Yine bu bağlamda aşırı sinirli, hassas, titiz yapıya sahip olan bireylerde daha fazla görülmektedir. Daha az sıklıkla dişler arasındaki kapanma bozuklukları, dişlerin diziliş ve sıralanışındaki bozukluklar, bazı ilaçlar, ağır kafa yaralamalarıda diş gıcırdatmasına neden olabilmektedir. Kahve, kola gibi kafeinli içecekler, alkol ve sigara içilmesi diş gıcırdatma için risk faktörü olarak kabul edilir. Ayrıca anne veya babalarında diş gıcırdatma öyküsü olan çocuklarda bu alışkanlık daha fazla görülür. Yine alerjik bünyeli çocukların diğer çocuklara göre uyku sırasında daha fazla dişlerini gıcırdattıkları tespit edilmiştir.

Peki nedir diş gıcırdatmanın zararları ? Her şeyden önce dişlerin birbiri üzerinde sürtünmesi zamanla dişlerin çiğneyici yüzlerinde aşınma, çatlama ve kırılmalara yol açar. Dolgulu dişerde dolgunun düşmesine neden olabilir. Aşınma sonucu dişler soğuğa karşı hassas hale gelir. Zamanla diş etlerinde çekilme olur, ve belli bir süre sonra dişlerin yerinden oynamaya ve sallanmaya başlar. Ayrıca gıcırdatma sırasında yanak iç kısmının sürekli tahrişi sonucu burada kabartı ve kalınlaşma oluşur. Gıcırdatmaya bağlı şakak ve yüz kaslarının sürekli çalışması bu bölgede ağrı ve hassasiyete yol açar. Bu durum zaman zaman baş ağrılarına neden olur. Çene eklemine yük binmesi nedeniyle çene hareketleri sırasında ağrı ve ses çıkması olur.

Diş gıcırdatmasının tedavisinde amaç yukarda bahsettiğimiz zararların meydana gelmesini engellemektir. Bu amaçla ilk etapta diş hekiminize müracaat etmelisiniz. Ancak daha önce de belirttiğim gibi uyku sırasında diş gıcırdatmanın büyük bir bölümü günlük yaşantımızdaki sorunlar, bunalımlar, kontrol edemediğimiz duygular, acılar, öfkeler, hayal kırıklıkları gibi stres kaynaklarından köken almaktadır. Bu nedenle diş hekimlerinin önerdiği tedavilerin yanında mutlaka insanın sıkıntısını, stresini tedavi edici yaklaşımlarda gerekmektedir. Bu amaçla mutlaka hekiminizin görüşlerini almalısınız. Ayrıca alkol, kahve, kola ve sigara gibi tetikleyici içeceklerden de uzak durmalısınız. Hepinize, stresten sıkıntıdan uzak mutlu günler dilerim.

Read more

ASTIM BRONCHİALE için yorumlar kapalı

Astım, hava yollarında daralma ve hava yollarının artmış duyarlılığı ile karakterize, yaygın bir solunum sistemi hastalığıdır. Tüm yaş gruplarında görülebilen ve ilk belirtileri sıklıkla çocukluk çağında ortaya çıkan astım, nüfusun oldukça fazla bir kesimini etkilemekte ve yaşam kalitesini bozmaktadır. Astım tedavisi süreklilik gerektiren ve uzun süre devam eden bir tedavidir. Astım tedavisinde amaç hastanın şikayetsiz ve atak geçirmeden konforlu bir yaşam sürmesidir. Bu da, hasta ile hekimin yakın diyaloğu ve hastanın eğitimi ile mümkündür. Bu nedenle, sizlere yardımcı olacağını düşündüğümüz bu yazıyı hazırladık. Bu yazıda astım ile ilgili genel ve pratik bilgileri bulacaksınız.

Astım nedir?
Kaç çeşit astım vardır?
Astım kimlerde görülür?
Astımı ortaya çıkaran etkenler nelerdir?
Astım belirtileri nelerdir?
Astım tanısı nasıl konulur?
Astım tedavisinde kullanılan ilaçlar nelerdir?
Astımdan korunmanın yolları var mıdır?
Acil durumlar
Astım atağının belirtileri
Önemli Uyarılar

Astım nedir?
Astım kronik bir havayolu hastalığıdır. Astımda, hava yollarında daralma ve hava yollarının duyarlılığında artma vardır. Bu durum sürekli değildir, alevlenmeler ve düzelmelerle seyreder. Düzelme bazen tedavi ile, bazen de kendiliğindendir. Ülkemizde yapılan araştırmalar sonucunda çocukların yaklaşık %5-8, erişkinlerin de yaklaşık %2-4’ünde astım hastalığı olduğu tahmin edilmektedir. Bu oranlar şehirlerde ve sahil kesiminde daha da yüksek bulunmuştur.

Kaç çeşit astım vardır?
Astım tüm yaş gruplarında görülebilen bir hastalıktır. Görülme sıklığı açısından kadınlar ve erkekler arasında farklılık yoktur. Astım hastalarının çoğunda ilk belirtiler çocukluk döneminde ortaya çıkar. Bu dönemde astım tanısı konulan hastaların bir kısmı, erişkin dönemde tamamen iyileşebilir, ya da hastalık devam edebilir. Belirtiler kaybolup, sonra ileri yaşlarda tekrar ortaya çıkabilir. Astımlı hastaların az bir kısmında ise belirtiler yaşlılık döneminde ilk defa ortaya çıkabilir.

Astım kimlerde görülür?
Astım tüm yaş gruplarında görülebilen bir hastalıktır. Görülme sıklığı açısından kadınlar ve erkekler arasında farklılık yoktur. Astım hastalarının çoğunda ilk belirtiler çocukluk döneminde ortaya çıkar. Bu dönemde astım tanısı konulan hastaların bir kısmı, erişkin dönemde tamamen iyileşebilir, ya da hastalık devam edebilir. Belirtiler kaybolup, sonra ileri yaşlarda tekrar ortaya çıkabilir. Astımlı hastaların az bir kısmında ise belirtiler yaşlılık döneminde ilk defa ortaya çıkabilir.

Astımı ortaya çıkaran etkenler nelerdir?
Astımlı hastaların, herhangi bir neden yokken ya da bazı uyaranlarla karşılaştıklarında şikayetleri oluşabilir. Özellikle egzersiz yapma, soğuk hava, parfüm ve sigara dumanı astım krizini başlatabilir. Alerjik kişilerde alerjenlerle karşılaşma, polenler, ev tozları ve özellikle hayvanların tüylerinde yerleşen küçük canlılar nedeni ile atak başlayabilir. Solunum yolları enfeksiyonları, özellikle sinüzit, astım belirtilerinin şiddetlenmesine neden olabilir. Bazı ilaçlar da astım belirtilerinin ortaya çıkmasına yol açabilir. Bundan dolayı astım hastalarının ilaç kullanımı öncesi doktorlarına danışmaları gerekmektedir. Psikolojik faktörler astım belirtilerinin ortaya çıkartabilir. Kadınların adet dönemlerinde astımlarının şiddetlendiği gözlemlenmiştir. Gebelikte astım şiddeti azalabilir, bazılarında ise artabilir. Astım tanısı olan gebeler bu dönemde her ay düzenli olarak kontrole gitmeli ve doktorun önerilerine sıkı bir biçimde uymalıdırlar. Gebelikte astımın tedavi edilmemesi bebekte oksijen azlığına, düşük doğum ağırlığına ve düşüklere neden olabilir.

Astım belirtileri nelerdir?
Astımın en sık görülen belirtisi nefes darlığıdır. Nefes darlığı herhangi bir neden yokken, bazen de parfüm, sigara dumanı, yemek kokuları gibi kokularla, soğuk, egzersiz ve alerjenle karşılaşıldığında aniden başlar. Gece sabaha karşı olan, uykudan uyandıran nefes darlığı tipiktir. Bronş genişletici ilaçlar kullanıldığında nefes darlığının geçtiği görülür. Nefes darlığı özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında görülür. Astımda dışarıdan da duyulabilen ıslık sesine benzeyen hırıltılı solunum mevcuttur. Ayrıca göğüste baskı tarzında rahatsız edici bir his olabilir. Astımda en sık görülen şikayetlerden birisi de öksürüktür. Öksürük bazen astımın tek belirtisi olabilir. Astımdaki öksürük inatçı ve kuru bir öksürüktür. Bazen, öksürüğe koyu kıvamda az miktarda bir balgam eşlik edebilir. Beraberinde boğazda kaşıntı hissi olabilir. Ancak öksürüğün astım dışında da pek çok nedeni vardır. Özellikle sinüzit ve mideden yemek borusuna geri kaçış (gastroözofajiyal reflü hastalığı) gibi durumlarda da bu tarz öksürük görüldüğünden, astım testleri yapılmadan tanı konulmamalıdır.

Astım tanısı nasıl konulur?
Solunum fonksiyon testi: Astımdan şüphe edilen hastada öncelikle solunum fonksiyon testi denilen üfleme testi yapılır. Bu test ile hastada hava yolu daralması varsa gösterilebilir. Test sırasında hava akımında sınırlanma belirlenmişse bronş genişletici ilaçlarla test tekrarlanır. Bu ilaçlarla hava akımında düzelme ve hava yollarında genişleme olursa astım olduğu düşünülür. Astımdaki hava yolu darlığı sürekli olmadığından test yapıldığı sırada sonuç tamamen normal olabilir. Bu tür hastalarda hava yollarını uyaran çeşitli ilaçlar kullanılarak test tekrarlanır.
Akciğer grafisi: İlk muayene sırasında yapılması gerekli bir tetkiktir. Astımda normal olabilir. Atak sırasında çekilen grafilerde astımla ilgili bulguların görülme olasılığı daha yüksektir.
Alerji testleri: Alerji hikayesi olan hastalara yapılır. Bu testlerde kişinin hayvan, polenler, ev tozu, hamam böceği ve mantarlara alerjisi varsa belirlenir. Alerjik astımı olan kişilerde bu testin önemi büyüktür. Sonuca göre gerekli öneriler verilir, böylece hastanın alerjenden uzak kalması sağlanır

Astım tedavisinde kullanılan ilaçlar nelerdir?
Astımda tedavinin amacı astım ataklarının önlenmesi, hastanın normal yasam aktivitelerini sürdürebilmesi ve astım belirtileri olmadan yaşamını devam ettirmesidir.
Astımlı hastalarda kortizonlu ilaçlar ve bronş genişleticiler kullanılır. Kortizonlu ilaçlar alerjik durumu baskılayarak etki ederler. Ağız yolu ile alınan tablet ve damardan alınan enjeksiyon formları yanında, direk hava yollarına etki eden sprey formları da vardır. Sprey seklinde olan kortizonlu ilaçlar doğrudan hava yollarına etki ettiği için kan dolaşımına daha az geçerler ve yan etkileri oldukça azdır. Astım tedavisi ilgili hekim tarafından düzenlenmeli ve takip edilmelidir. Hasta tedavisini hekimin önerileri doğrultusunda düzenli almalı, hekimin önerisi olmaksızın kesmemeli veya değiştirmemelidir.

Astımdan korunmanın yolları var mıdır?
Astımda ailesel yatkınlığın olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle astımdan tam olarak korunmak mümkün değildir. Ancak astım olduğu bilinen kişiler bazı şeylere dikkat ederek atak sayısı ve şiddetini azaltabilirler. Çevre Sartlarının kontrol altına alınması da bu konuda yardımcıdır. Özellikle alerjik astımda saptanan alerjenlerden uzak kalınmalıdır. Hava kirliliğinin arttığı dönemlerde, polenlerin yoğun olduğu ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde dış ortamlarda bulunulmamalıdır. Sigara içmekten kaçınılmalıdır. Özellikle sigara içilen evlerdeki çocuklarda astım hastalığı görülme sıklığı ve şiddeti artmaktadır. Bu nedenle anne ve babaların çocukların olduğu ortamda sigara içmemeleri gerekmektedir. Astım hastaları evde hayvan beslememelidir. Evde beslenen hayvanların tüyleri alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Solunum yolları enfeksiyonlarına karsı dikkatli olunmalıdır. Havalandırması iyi olmayan, nem oranı yüksek ve kalabalık binalarda önceden tanısı konulmamış astım ortaya çıkabilmekte veya var olan astımın şiddetinde artış olabilmektedir. Bu tür sağlıklı olmayan yerlerden olabildiğince uzak durulmalıdır.

Acil durumlar
Astımlı hastalar belirli aralıklarla kontrollerine gitmeli, ilaç tedavilerini düzenli kullanmalı, hastalıklarını alevlendiren durum ve ortamlardan uzak durmalıdırlar. Tüm bu önlemlere rağmen bu hastalarda yine de astım atağı oluşabilir.
Kontrol altında bulunan ve belirti vermeyen bir astım hastasında, üst ve alt solunum yolları enfeksiyonları, mideden yemek borusuna kaçan salgılar, bazı ilaçlar ve alerjenlerle temas ile atak başlayabilir.

Astım atagının belirtileri sunlardır:
Nefes darlığında artma
Günlük aktiviteyi bozacak kadar efor kapasitesinin kısıtlanması
Hırıltılı solunum
Nefes darlığı olduğunda kullanılması önerilen bronş genişletici ilaçların kullanım sıklığının artması, buna rağmen nefeste rahatlamanın olmaması.
Nefes sayısının artması
Nefes darlığının ilerlemesi ile konuşmada güçlük, cümleleri tamamlayamama.
İleri durumlarda ağız çevresinde ve tırnak yataklarında morarma ve soğukluk.
Bu durumlara eşlik eden öksürük, balgam miktarında artma ve renk değişikliği, 38 derece üzerinde ateş.

Bu yukarıda anlatılan belirtiler ortaya çıktığında vakit geçirilmeden doktora başvurulmalıdır.

Önemli Uyarılar

Astım kronik bir havayolu hastalığıdır. Astımda hava yollarında daralma ve hava yollarının duyarlılığında artma vardır.

İki tür astım vardır. Birincisi özellikle alerjisi olan kişilerde alerjen ile karşılaşmaya bağlı ortaya çıkan astımdır (alerjik astım). Diğeri ise alerjik bir neden olmaksızın hastanın genel yapısından kaynaklanan astımdır.

Astım tüm yas gruplarında görülebilen bir hastalıktır.

Görülme sıklığı açısından kadınlar ve erkekler arasında farklılık yoktur.

Astım hastalarının çoğunda ilk belirtiler çocukluk döneminde ortaya çıkar.

Astımın en sık görülen belirtisi nefes darlığıdır

Nefes darlığı herhangi bir neden yokken, bazen de parfüm, sigara dumanı, yemek kokuları gibi kokularla, soğuk, egzersiz ve alerjenle karşılaşıldığında aniden baslar.

Astımda ailesel yatkınlığın olduğu düşünülmektedir

Özellikle alerjik astımda, saptanan alerjenlerden uzak kalınmalıdır.

Sigara içmekten kaçınılmalıdır. Özellikle sigara içilen evlerdeki çocuklarda astım hastalığı görülme sıklığı ve şiddeti artmaktadır

Astımda tedavinin amacı, astım ataklarının önlenmesi, hastanın normal yasam aktivitelerini sürdürebilmesi ve astım belirtileri olmadan yaşamını devam ettirmesidir.

Etkin bir astım tedavisi için hastanın eğitimi ve yakın hasta-doktor ilişkisi gereklidir.

Read more